facebook.com/islamivideoburda
Giriş Yap
Forum islamburda
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (K.S.) (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
En dibe git Beğenilen: 0
BAŞLIK: Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (K.S.)
#36
Evrenlim06 (Yönetici)
Moderator
Gönderiler: 16
graph
Şu An Sitede Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (K.S.) 2 ay, 4 hafta önce Başarı: 0  
Hüseyin GÖKCAN

SORU: Kendinizi tanıtır mısınız?
CEVAP: Çorum’un İskilip kazasında, Muharrem-i Şerif ayında dünyaya geldim. Rahmetli dedem, Muharrem ayı Hazreti Hüseyin’in Şehit edildiği ay olduğu için, teberrüken ismimi Hüseyin koymuş.

1951 senesinden itibaren İslâmi ilimlerle meşgul olmaya başladım. 1957’de Diyanet işleri başkanlığında açılan vaizlik imtihanına girdim ve muvaffak oldum. 1965 senesine kadar resmi vazife almadım.

1965 senesinde ilk defa Giresun merkez vaizliğine tayin olundum. Daha sonraları sırasıyla; Samsun, Adıyaman ve Bursa’da vaizlik yaptım. Şimdi ise Nevşehir merkez vaiziyim.


SORU: Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (K.S.) nasıl tanıdınız?
CEVAP: Sene 1955, ilim öğrenmek ateşiyle tutuşuyor, beni okutacak ve bu aşkımı söndürecek birisini araştırıyorum. Bulmuş olduğum hocalardan tatmin olmuyordum. Halep’e, Şam’a veya Mısır’a gitmek için bir takım teşebbüslere girişiyordum. Çünkü dini ilimleri oralarda sanıyordum. Bu teşebbüslerimde muvaffak olamayınca, hoca aramak gayesiyle İstanbul’a geldim. Kitapçı Muzaffer ÖZAK’ın dükkanında bir talebesi ile tanıştım. Talebeymiş o tarihlerde din ilimlerini okuyan ve okutanlar sıkı takibat altında oldukları için olacak, hocasının ismini vermekten çekindi ve Camcı Hacı Refik Bürüngüz ile görüşmemi tavsiye etti. Refik Bey vasıtasıyla Hazreti Üstaz (K.S.)’ın Kısıklıdaki misafirhanesini buldum.

Merhum Ali dayımız, Efendi Hazretleri (K.S.)’ne geldiğimizi haber verdi. Bir müddet sonra Hazreti Üstaz (K.S.), bahçe merdivenlerinden aşağı elindeki bastonu vura vura indiler.
Tatlı ve şefkatli bir sesle:
—“Esselamü Aleyküm” diyerek misafirhaneden içeri girip yerine oturdular. Orada bulunan birkaç talebe kardeşimizle beraber ben de elini öpme şerefine nail oldum. Elini öptüğüm zat daha önceleri görmüş olduğum hocalara hiç benzemiyordu. Veçhinin nuraniliği lisanının içten ve samimiliği başka bir mahiyet arz ediyordu.

İlk sözü şu oldu:
—“Evladım, terliydim, o yüzden geciktim. Özür dilerim” ileride kim olduğunu öğreneceğim büyük zat, talebe olarak kapısına gelmiş olan bir acizden özür diliyor ve bu kelimeleri tekrar ederek acizi mahcup ediyordu. “Allah’ım! O ne büyük tevazu, O ne büyük ilim.”

Memleketimi sormak lütfunde bulundular. “İskilipliyim. Efendim” dedim. İskilipli Atıf hocadan bahsettiler.
Mübarek gözleri yaşararak onun hakkında şöyle buyurdular:
—“O ne halim-selim insandı, beni ne kadar çok severdi... ...onu mahvetti” daha sonraları Atıf Hoca’ya nasıl idam cezası verildiğini ve İstiklal mahkemesinde Hakime sordurulan bir suale Atıf Hocanın verdiği cevabı kendilerinden dinledim.


SORU: Hazreti Üstaz (K.S.)’ın gayreti diniyesi ne ölçüdeydi?
CEVAP: Ölçüsünü ve derecesini takdirden acizim. Ancak Hazreti Üstaz (K.S.)’ı tanıyanların müşterek kanaati şudur: “Bütün hayatı İslâma hizmetle ve irşadla geçmiştir. Allah (C.C.)’nün adını anmak bile suç olduğu devirlerde her türlü eza ve cefaya tahammül gösterip, ulum-u diniyyeyi ihya etmiştir. Çağımızda İslâm’a en büyük hizmeti o yapmış, küfre en büyük darbeyi o vurmuştur. Bugün ulûmu âliye ve alet ilimleri ile meşgul olan büyük zatın açtığı nurlu yolda azimle yürüyen sayısız talebeleri vardır.

Talebelerini İslâm’a hizmet aşkı ile yetiştirir ve onlara şöyle buyururdu:
“Ben aldığım vazifeleri bi temamihâ size tebliğ ettim ve size bıraktım. Eğer bunları devam ettirirseniz, yarın Âlemi Berzah’ta da Âlemi ebedte de beraber oluruz. Devam ettirmezseniz, Huzuru İlahi’de on parmağım yakanızda olur.”


SORU: Ders okuduğunuz sıralarda hiç baskın hadisesi geçirdiniz mi?
CEVAP: Evet. İki defa bastılar. Birincisi İstanbul’da talebeler arasında Kırklar namıyla anılan kursta talebeydim, sene 1956 bir kuşluk vakti sivil polisler binamızı sardılar, bir kısmı da içerilere dalıp yatak odalarına kadar her tarafı didik didik aradılar, bavullarımızı açtırdılar. Kitaplarımız koltuğumuzun altında bizleri Kısıklı-Sarıkaya polis karakoluna götürüp ifadelerimizi aldılar, mahkemeye verdiler neticede beraat ettik...

İkincisi, 1958 senesi Çorum’da vuku buldu. Bir Cuma günü pansiyon olarak kullandığımız evde o günün vaiz hazırlığını yapıyordum. İmam Hatip Okulu müdürünün gizli bir ihbarı üzerine birinci şubenin sivil polisleri 15 gün bizi takip etmişler, içeri girmek için fırsat kollamışlar. Nihayet, pansiyonumuza giren bir talebenin peşinden içeri dalıverdiler.
Her tarafı ince ince aradılar. Bizleri kitaplarımız ve rahlelerimizle beraber polis arabalarına bindirip emniyete götürdüler. İfadelerimizi alıp savcılığa verdiler.

Savcılık suç unsuru görmediği için âdemi takip(takipsizlik) kararı verdi. Birkaç gün sonra Hazreti Üstaz (K.S.)’ımızın huzuruna çıktığım vakit kendilerine başımızdan geçen hadiseyle alakalı ve hiçbir şey söylemeden, “evladım arabanın da tekerleri patlar, yapıştırılır, yola devam edilir” buyurdular.


SORU: Üstaz (K.S.) Hazretlerinin Bâtıni hallerinden şahid olduğunuz vakıalar var mı?
CEVAP: Üstazım asırlarda nadir zuhur eden bir irşad kutbudur. Manevi tasarruf sahibidir. Zahiri ve Bâtıni şeriatı ihya ile vazifelidir. Sohbeti ile müşerref olanlar pek çok Bâtıni hallerine şahit olmuştur. Fakat O, suri kerametlere ehemmiyet vermezdi. Fem’i saadetlerinden işittim, bir gün şöyle buyurmuştu:

“Keramet iki kısıma ayrılır.
1- Şeriat nazarında mezmumdur.
2- Allah’ın nurunu müminlere kalblerini aşılama kerâmeti. İşte en büyük kerâmet... Ve asıl kerâmet budur.”

Bir gün kerâmetlerinden bahsede bahsede, huzurlarına çıkmıştık. Sobanın yanına uzanmış yatan siyah kediyi göstererek:
-“İşte bu hayvanlar, sırrı daha çok muhafaza ettiklerinden bunlara insanlardan daha fazla sır verildi” buyurdu.

1957–58 senesi idi. İskilip Kur’an Kursu talebelerinden birinin sar’ası tutmaya başlamıştı. Tedavi maksadıyla İstanbul’a götürdüm. İki üç gün kaldıktan sonra memleketime dönmek için Efendi Hazretleri (K.S.)’nden izin istedim ve hasta talebeyi de göstererek “Efendim sar’ası tutmaya başladı ne buyurursunuz?” dedim.
Şöyle buyurdular:
- “Biz o pisleri kovduk, Bir daha gelmezler” (Her halde sufli cinleri kastetti)
Meğer o talebe Hazreti Üstâzın huzuruna ilk defa geldiği zaman, Hazreti Üstaz talebeye elinin tersini, (pü-pü) diyerek sallamış. O çocukta bilâhare yanındaki arkadaşına “Efendi Hazretleri bana niçin böyle yaptı?” demiş imiş. Üstazımın; “Biz o pisleri kovduk” sözünden işin mâhiyeti anlaşılmış oldu. Cinniler o kardeşimizi bir daha rahatsız etmediler. Şimdi İskilipte müezzindir.


SORU: Hazreti Üstazın huzurlarında bulunduğunuz zamanlarda daha çok nelerden bahsederlerdi?
CEVAP: En çok rabıtadan, Nûr-u İlâhiden, Feyzi Muhammedi’den bahsederlerdi. Birgün şöyle buyurdular:

— “Evladım rabıtayı terk ederseniz dışarıdaki zirzoplara dönersiniz, hatta daha kötü olursunuz. Her şey rabıta ile kaimdir. Dünya, ay ve diğer peykler Güneşe rabıta yapıyorlar. Güneş Arş-ı Alâya, Arş-ı Alâ, Sıfatı İlâhi’nin Nuruna, Sıfatı İlâhinin Nuru da, Zat-ı İlahi’nin nuruna rabıta halindedir.”

- “İlmi kısa zamanda elde etmek ancak rabıta ile olur” buyururlardı ve şöyle izah ederdi. “İlim önce Feyyaz-ı mutlaktan ruha gelir. Ruhtan kalbe geçer, kafa tercüme eder”

Bir gün İman mevzu’unda da şöyle buyurmuşlardı:
- “Kalp ile olan İman, fakirlerin İmanı ve sırla olan İman zenginlerin İmanı”


Bir akşam Kırklar Kursuna Hazreti Üstaz (K.S.) teşrif ettiler ruhlara gıda tatlı sohbetleriyle biz talebelerine mânevi bir ziyafet çektiler. Gitmek üzere ayağa kalktıkları zaman talebelerine bakarak şöyle buyurdular:

- “Kalbinizi, ruhunuzu çalıştırıyor musunuz? Ben sizi buraya sadece “nasara yensuru” dan ibaret olan zahirî ilmi öğretmek için toplamadım”



SORU: Üstazımızdan işittiğiniz hikmetli sözlerden bahseder misiniz?
CEVAP: Bir gün Efendi Hazretleri (K.S.) Eminönü Arpacılar camiinde vaaz ediyorlardı. Mübarek gecelerde yapılacak İbadetler ve kılınacak namazlardan bahsettiler. Bu namazlardan bidat olmadıklarını, İmamı gazali, Abdülvahhab-ı Şarani Hazretlerinin bu namazları kıldıkları ve eserlerine yazdıklarını söyledikten sonra şöyle buyurdular:

- “Vallahi, Billahi, Tallahi İmamı Gazali ve Abdulvahhab-ı Şarani okumuş ve yazmış oldukları kitapları bugün sayabilecek tek şahıs yoktur.”

Bugün Abdülvahhabi Şarani Hazretlerinin Mîzan-Ül-Kübrâ isimli eserini okurken, şu Mizanı yazmadan önce mütâlea ettiğim ve şu anda hatırıma gelen kitaplar diye bir liste okudum, “bir ömre bu nasıl sığmış diye” hayretler içinde kaldım, izah tarzı bulamadım. Kendisinin de buyurduğu gibi, Cenab-ı Hak manevi güç vermiş, zamanına bereket halk etmiş. Bu listeyi gördüğüm zaman Hazreti Üstazımın sözünü hatırladım.

SORU: Üstaz (K.S.) Hazretlerini en son ne zaman gördünüz?
CEVAP: 1959 senesi Haziran ayları başlarında idi, askere çağrılmıştım. Önce hocam Süleyman Hilmi Tunahan (KS) Hazretlerini ziyaret edip, elini öpüp duâsını aldıktan sonra İzmir’e gidip kıtama teslim olacaktım ve öyle yaptım. Kendisini ağabeyimizin yazıhanesinde ziyaret ettim. Öğle yemeğine götürdüler, daha sonra ellerini öperek huzurlarından ayrıldım. Dört ay sonra da irtîhali hakkında acı haber işittim. Şüphe yoktur ki, O’nun ruhu paki, açmış olduğu nurlu yolda azimle ilerleyen evlatlarını Alem-i Berzah’tan seyrediyor ve onlara manevi tasarruflarıyla himmet ediyor.

Mevla şefaatlerine mazhar buyursun.
Âmin.

Üstazım sen rahat uyu makberinde
Gayen tahakkuk edecek bir gün ilerde
Yavruların dava uğrunda hayatlarını
Esirgemeyecekler bütün varlıklarını.

*******
 
Girildi Girildi  
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
En üste çık